Her şeyin iyi bir yanı vardır

Doç. Dr. Sinan Canan
Doç. Dr. Sinan Canan
Giriş Tarihi : 23-06-2022 12:25

Son günlerdeki 'yolsuzluk' savaşları ve yargı-yürütme-sivil toplum kargaşalarını hep birlikte izliyoruz. Çoğumuz ne olduğunu dahi tam anlayamıyoruz. İşlerin arka planında neler olduğuna tam olarak kani olamadığımız için, çoğumuz en kolayına kaçıyor, yakın çevremizin tepkilerini iktibas ediyor ve bir tarafı seçmek zorunda kalıyoruz. Arkadaşlar birbirlerine küser hale geldi; yeni sosyal medya mecralarında savaşlar kıran kırana sürüyor. Herkes karşısındakini yalancılıkla, hainlikle, cahillikle ve daha bir sürü ithamla susturma gayretinde. Kısacası tatsız bir durum var ortada.


Vicdanı ve bu memlekete inancı sönmemiş olan herkes bu durumdan rahatsız. Bu ülkenin en büyük sivil toplum yapılanmalarından birisi olan Fethullah Gülen cemaati ile iktidardaki Ak Parti arasında artık son derece açıktan ve aşikar bir çekişme var. Bu anlaşmazlığın kökenleri 2-3 yıllık bir geçmişe dayanıyor aslında. Fakat nedenleri ortaya konarak tedavi edilebilecek bir durum olma vasfını çoktan aştı bu olan bitenler...


Peki bu olan bitenin bizim için hiç mi hayırlı bir tarafı yok? Ben de uzun süredir bu durumun rahatsızlığını çekerken, dostlarımla yaptığım sohbetler neticesinde artık işin 'hayırlı' kısımlarına bakmaya başladım. Ve sandığımdan daha fazla şey gördüğümü zannediyorum. Bir kısmını sizinle paylaşayım.


Eski Türkiye'den Yeni Türkiye'ye

Ülkemiz hızla değişiyor. Henüz 10-15 yıl önce gerek siyasi, gerek uluslararası, gerekse günlük alanda kullanılan kavramlar ve ilkeler hızla değişmekte. Artık her yapıp ettiği dünya tarafından dikkatle izlenen bir Türkiye var. Bunda iktidar partisinin de, dünyanın her yerinde faaliyet gösteren cemaatin de büyük payı var elbette. Fakat bu hızlı değişime ayak uydurmakta, bizzat bu değişimin mimarları yetersiz kalıyor. Dün bu değişimi başlatan tarz-ı siyaset ve söylemler bile bu gün demode hale gelmeye başladı. Bu gün yaşadığımız tartışmaları, bambaşka bir hale evrilen, dünyaya ilham ve örnek teşkil edecek bir ülkenin doğum sancıları olarak görüyorum ben. Şimdiye kadar dipten ve sessizce gerçekleşen, müzmin muhaliflerin 'hesap döner sap döner' diye eski günlere dönmeyi sabır (ve aslında çaresizlik) içinde bekledikleri bir dönemde geri dönülmez şekilde temel zihniyetleri alt üst eden bir değişim dalgasını hep birlikte yaşadık. Bu gün yaşanan tartışmalar, o değişimin sonuçlarını devşirecek kadroların oluşmasına, fikirlerin filizlenmesine, yanlışların anlaşılıp doğruların tespit edilmesine yarayacak inşallah.


Hürriyetin tadı

Daha 10 yıl evvel bu memlekette neye inandığınızı, nereye mensup olduğunuzu, netameli konularda ne düşündüğünüzü ulu orta söylemeniz bile mümkün değildi. Örneğin Cemaat gibi 'netameli' bir mevzu hakkında konuşmaya başlamadan evvel, adeta 'besmele çeker' gibi 'ben cemaat mensubu değilim ama' demek zorundaydınız. Aynısı, mesela 'İslamcı' iktidar partisi lehine bir şey söylemeye niyet ettiğinizde de mecburen dilinize dolamak zorunda olduğunuz kalıplarda kendini göstermek zorundaydı. Bu gün ise bakıyorsunuz, kimse tarafını açık etmekten çekinmiyor. Mensubiyeti ifşa hakkı, artık gayet rahatça tecrübe edilebiliyor. Kimsenin bir çekincesi kalmamış gibi ve sanıyorum bu tartışmalar devam ettikçe, insanlar daha önce hiç yapamadıkları şekilde, kanaatlerini çok daha rahatlıkla açıklayabilme şans ve tecrübesini yakalayacaklar. Batılı ülkelerin uzun savaş ve kavgalar sonucunda edindikleri hürriyetleri belki de böyle nispeten kuru gürültülü anlaşmazlıklarla, hem de oldukça kısa bir zamanda elde etme şansına sahip olacağız. işin en güzel yanlarından birisi bence budur.


Temizlik imandandır

Başarılı siyasi ve sosyal oluşumlar, kaçınılmaz olarak hızla büyüyor ve güçleniyor. Ak Parti de Cemaat de geçtiğimiz yıllardaki aktif icraatları ve alternatifsiz olarak artan etki alanları itibariyle bir çok insan için çekim merkezi haline geldi. Bu gün birbiri ile kavga eden iki odağın da temelinde belli bir 'dava' var. Fakat bu dava, kemiyetin (sayıca çokluğun) artmasıyla keyfiyet (nitelik) yitirmeye de mahkum hale geliyor. Ehil olmayan, ana davadan bihaber bir çok insan, gittikçe daha merkezi halkalarda söz ve güç sahibi olmaya başlıyor. Böyle tartışmalar ve anlaşmazlıklar, bu odaklara sonradan eklemlenen ve aslında temel dert ile pek bir derdi olmayan insanların ortaya koydukları hantallık ve tıkanıklıkları açmak için de iyi bir fırsattır. Nitekim, hem cemaatte, hem de iktidar partisinde görülen dalgalanmalar, tereddütler, istifalar ve görüş ayrılıkları, neticede temel bir sadeleşmeye, öze dönmeye ve esas işini hatırlamaya vesile olacaktır; ve oluyor da'


Frensiz iktidara sivil fren

Bu ülkenin çarpık darbeler tarihinden dolayı sivil sözü bizde hep asker olmayan anlamına geldi. Fakat dünya çapında sivil (civil) olmak, devlet görevinde olmamak, devletten maaş almamak anlamındadır. Evet, demokrasilerde iktidarları sivil halk belirler; fakat iktidar mensubu insanlar devlet adamı olduktan sonra artık 'sivil' değildirler. O yüzden, devlet kademeleri dışındaki örgütlenmeleri 'sivil toplum' olarak anıyoruz. Türkiye demokrasisinin en az on yıllık bir sorunu daha var: Muhalefetsizlik. Siyasi iktidar, iktidardaki 11. yılını devirmesine rağmen, siyasi alanda halen rakipsiz. Muhalefet diye ortaya çıkan parti ve siyasi yapılar ancak belli kriz anlarında leş kargası rolüne bürünerek kargaşadan nemalanmak dışında bir kabiliyete sahip görünmüyorlar.


Bu kadar uzun sürede mutlak iktidar olmanın dezavantajlarını iyi takdir etmek gerekir. Ak Parti, böylesine bir siyasi boşluk ortamında bile şu yahut bu derecede siyasi çizgisini koruyabilmesi adına gerçekten başarılı sayılabilir. Fakat muhalefetsizlik, aynı zamanda ciddi bir atalet sebebidir. Dolayısıyla, her ne kadar arzu edilmeyen bir tablo olsa da, son olaylarda ortaya çıkan ve toplumun belli bir kesimini kapsayan etkin 'sivil' muhalefet, gerekçesi ne olursa olsun, iktidar kanadında bir dirilmeye ve ayılmaya da vesile olacaktır. Tabii iktidar partisi ve başbakan, eski Türkiye'nin beklentileri doğrultusunda bu durumla 'savaşmayı' seçer; cemaat mensupları da asli işleri olan 'hizmet'i bırakıp 'cidalin şehvetine' kendilerini kaptırmaya devam ederlerse, bu bahsettiğim olumlu gelişmeler daha uzun bir zamana yayılmak durumunda kalabilir. Bu noktadan sonra neler olacağını zamanla göreceğiz.


Cemaat olmak

Bu son krizde beni en çok şaşırtan, kendilerine 'muhabbet fedaisi', 'hizmet gönüllüsü' gibi vasıflar seçen insanların, özellikle sosyal medyadaki bireysel tavırları oldu. Sadece hepimizin karşı olması gereken yolsuzluk-hırsızlık-usulsüzlük konularına karşı değil; 'bir dakika, bu işin içinde bir iş olmasın?' diye tereddüt etmeye yeltenen hemen herkese amansız bir 'hırsız yandaşı' yaftası vurmaya kalkışmaları beni derinden etkiledi. Cemaate yakın yayın organlarının daha soruşturmalar başladığı gün savcılardan evvel okuyucularına 'bilgi' taşıma telaşı, ilgimi en çok çeken konuların başındaydı. Evet, ortada ciddi bir sorun ve mücadele olduğu belli idi ama, daha dün 'muhabbet' dışında işi olmadığını deklare eden insanların bir anda merkezi bir noktadan sinyal almışçasına amansız bir propaganda makinesine dönüşmesi, şu yaşımda benim için son derece eğitici tecrübelerden birisi oldu. Sanıyorum bu kriz günleri geçtiğinde, başta kendileri 'muhabbet fedaisi' sıfatını uygun gören insanlar olmak üzere, utanacağımız çok şey olacak. Özellikle kendisinden 'Hz. Pir' diye bahsettikleri Bediüzzaman Said Nursi'nin 'adavet (düşmanlık) edeceksen, önce kendi içindeki adavete adavet et' düsturunu bunda bir kaç yıl sonra hatırlayınca, umuyorum, bu günkü davranışlarından derin bir pişmanlık duyacaklar. Bu muhtemel dersi de özellikle 'gönül birlikteliği' için bir araya gelen insanlar açısından ben çok önemli buluyorum.


Yolsuzluk duyarlılığı

Yolsuzluk iddiaları adeta iktidarın mütemmim cüzü gibidir. Hele uzun süren iktidar dönemlerinde hem kirlenme mukadder, hem de bu yönde olumsuz beklentiler ziyadedir. Son olayların fitilini ateşleyen yolsuzluk iddialarının kamuoyunda yolsuzluk konusunda yeniden bir bilinç ve farkındalık oluşturması her zaman önemli bir kazanım olarak değerlendirilmeli. İnsanları peşinen mahkum etmeden, yargının bağımsız ve adil bir biçimde işleyebileceği bir ortamı tesis etmek adına bu tip kriz ve skandallardan öğreneceğimiz çok şey var.


Öte yandan, kontrolsüzce güç sahibi olan insanların, aynı zamanda nefis sahibi olmaları nedeniyle bu tip tuzaklara daha kolay düşebileceğini gözden ırak tutmadan, siyasi yozlaşma ve yolsuzlukların altında yatan temel sebebin siyasi dengesizlikler ve muhalefet eksikliği olduğunu da sürekli hatırlamamız gerekiyor. Siz ülkeyi alternatifsiz bir iktidarla baş başa bırakacak kadar sorumsuz bir yaşam tarzı içinde iseniz, ülkeyi o iktidarı oluşturan insanların insafına terk ediyorsunuz demektir. Ve özellikle Türkiye gibi bir ülkede, bu derece kontrolsüz ve frensiz bir güce sahip olacak çok az kişinin arzu edilebilecek bir 'öz kontrol'e sahip olabileceğini düşünüyorum.


Daha güçlü bir ülke için

Son olarak, bu ülkede son 15 yıla sığan değişimin çok hızlı cereyan ettiğini ve henüz demokratik evrimimizi tamamlamak şöyle dursun, insani olarak işin hemen başında olduğumuzu düşünenlerdenim. Neticede böyle krizleri, eğer kendimizi mahvetmeden atlatabilirsek, ciddi birer toplumsal eğitim vesilesi olarak değerlendirebiliriz kanaatindeyim. Son tahlilde, bizi öldürmeyen her kriz bizi daha da güçlendirir. Buradan bir kez daha taraflara itidal ve basiret; benim gibi sıradan vatandaşlara ise sabır ve sükunet diliyorum.


Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler...
 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
istanbul haber
tuzla haber
boğaziçi haber