Sağlık
Giriş Tarihi : 26-11-2021 14:04
Abone ol

″Dünyada her 5 kişiden biri kansere yakalanıyor″

Dünyadaki kanser vakalarının yüzde 10’nunu ürolojik kanserlerin oluşturduğunu belirten Op. Dr. Abdurrahman Özgür, "Ürolojik kanserlerin farklı nedenlerinin bulunuyor. Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, aşırı kilo, genetik yatkınlık ve farklı çevresel kanserojenlere maruz kalınması gibi pek çok neden de sayılabilir” diye konuştu..

″Dünyada her 5 kişiden biri kansere yakalanıyor″

Dünyadaki kanser vakalarının yüzde 10’nunu ürolojik kanserlerin oluşturduğunu belirten Op. Dr. Abdurrahman Özgür, "Ürolojik kanserlerin farklı nedenlerinin bulunuyor. Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, aşırı kilo, genetik yatkınlık ve farklı çevresel kanserojenlere maruz kalınması gibi pek çok neden de sayılabilir” diye konuştu.

Medicana Çamlıca Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Abdurrahman Özgür, dünyadaki kanser vakalarının yüzde 10’nunu ürolojik kanserlerin oluşturduğunu belirtti. Ürolojik kanserlerin farklı nedenlerinin olduğunu ifade eden Op. Dr. Abdurrahman Özgür, "Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, sigara, aşırı kilo, genetik yatkınlık ve farklı çevresel kanserojenlere maruz kalınması gibi pek çok neden de sayılabilir” diye konuştu.

Op. Dr. Özgür, "Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bir alt kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından yayınladığı son raporda dünyada her 5 kişiden biri yaşamı boyunca kansere yakalanmaktadır. Her 8 erkekten 1’i ve her 11 kadından 1’i kanser nedeniyle yaşamını kaybetmektedir. Dünya çapında, kanser teşhisi konduktan sonraki 5 yıl içinde hayatta olan toplam kanser hasta sayısının (5 yıllık prevalans) 50,6 milyon olduğu tahmin ediliyor" ifadelerini kullandı.

Prostat kanserinin tüm erkeklerde akciğer kanserinden sonra ikinci en sık görülen kanser türü olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Özgür, “Son 10 yıllık dönemde tanı konulan hasta sayısı artmasına rağmen ölüm oranlarındaki düşüş sevindiricidir. Radikal prostatektomi, organa sınırlı hastalıkta sağladığı yüksek sağkalım oranları ile cezbedici bir yöntemdir. Düşük orta riskli hasta grubunda 10-20 yıllık takipli çalışmalarda yaklaşık yüzde 90-95 sağkalım oranları bildirilmektedir. Ameliyatın genellikle 60 yaş grubunda yapıldığı düşünüldüğünde radikal prostatektominin neredeyse küratif bir cerrahi olduğu ifade edilebilir. Ancak, hastalığın multidisipliner bir bakış açısıyla değerlendirilmesi ve medikal onkolog ve radyasyon onkoloğunun müdahil olabileceği unutulmamalıdır. Hastalığın tespiti için muayene, serum PSA değeri ve Multiparametrik Prostat MR görüntüleme kullanılmaktadır. Takiben hastanın prostat biyopsi raporu önemlidir. Hastalığın yaygınlığını değerlendirmek için BT, MR ve son yıllarda moleküler görüntüleme PSMA-PET kullanımı değerli bilgiler sunmaktadır. Kemik sintigrafisine alternatif yöntemlerden tüm vücut difüzyon ağırlıklı MR incelemesi, kemik sintigrafisine göre daha yüksek tanı değerlerine sahiptir. Choline PET/CT’nin sensitivite ve spesifitesi de kemik sintigrafisine göre yüksektir. Erken tanı için düzenli ürolojik kontroller çok önemlidir. Yukarıda da belirtildiği üzere derecesine göre ameliyatı hayat kurtarıcıdır" açıklamalarında bulundu.

Ürolojik kanserler
Op. Dr. Özgür, "Günümüzde gerek teknolojideki büyük değişimlerin sağladığı imkanların yaygın kullanımı, gerekse yaşlanan nüfusun artışı ile paralel olarak kanser tanısı alan kişi sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Ürolojik kanserli olguların sayısında da benzer şekilde artış görülmektedir. Tanı alan hastalarımızın erken dönemde doğru tedavisi hayati önem arz etmektedir" dedi.

Op. Dr. Özgür, ürolojik kanserlerin organların vücuttaki konumlarına göre yukarıdan aşağıya sırası ile şöyle özetledi:
"Böbrek kanserleri; Son yıllarda ultrasonografi (USG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) gibi görüntüleme yöntemlerinin yaygın kullanılması ile beraber BHK tanısı alan hasta sayısında yıllık yüzde 2-3 oranında artış saptanmıştır. Her türlü tütün kullanımı, obezite ve hipertansiyon böbrek kanserleri için risk faktörüdür. Ayrıca hemodiyaliz uygulanan ve böbreklerinde kistik hastalığı bulunan hastalarda da kanser gelişme riski artmıştır. Erkeklerde kadınlara göre 1.5 kat daha sık görülür. Ailede böbrek kanseri öyküsü olan kişilerde risk artmış olmasına rağmen, bu kanserlerin ancak yüzde 2-3 kadarı aileseldir.

Böbrek tümörlü hastaların çoğunda, hastalık ilerleyen döneme kadar herhangi bir semptom vermemektedir. Bu kanserler için klasik klinik triad olarak kabul edilen yan boşluk ağrısı, idrarda kan görülmesi ve ele gelen kitle, olguların az bir kısmında (yüzde 15) görülür. Hastaların önemli bir kısmında tümörden salgılanan maddelerden dolayı paraneoplastik sendromlar meydana gelebilir. Örnek olarak hipertansiyon (renin), hiperkalsemi (paratiroid hormon benzeri madde), eritrositoz (eritropoetin), galaktore (prolaktin), hipoglisemi (insülin), amenore / libido bozuklukları (gonadotropin benzeri maddeler), Cushing (ACTH), protein enteropatisi (enteroglukagon) sayılabilir. Hastaların yarıdan fazlasında başka nedenlerle yapılan görüntülemeler esnasında, kitle tesadüfî olarak fark edilmektedir. Ultrasonografi ilk kullanılan tanı yöntemidir ve oldukça faydalıdır. Bilgisayarlı tomografi ve MR diğer elimizdeki önemli iki tanı aracıdır. İhtiyaç durumunda iğne biyopsisi ve patolojik incelemeden de faydalanılabilmektedir. Erken tanı ile açık veya laparoskopik ameliyatlar hayat kurtarıcı olmaktadır. Tümörün boyutuna, hastanın genel sağlık durumuna göre krioterapi, radyofrekans ablasyon tedavisi veya cerrahi ile tedavi mümkün olabilmektedir.

Mesane kanserleri; Kadınlarda dokuzuncu erkeklerde ise dördüncü en sık kanser tipidir. Erkeklerde kadınlardan yaklaşık 3 kat daha fazla görülmektedir. Kadınlarda daha az görülmesine karşılık erkeklere nazaran yüzde 30 daha fazla ölüm riski taşımaktadır. Tüm olguların yaklaşık yüzde 75’inde kanser yüzeyde, mukoza veya submukozaya sınırlıdır. Bunların yaklaşık yüzde 50-70’i 5 yıl içerisinde tekrarlar ve yüzde 10-15’i ise derine gidebilir. Bu nedenle bu hastaların büyük çoğunluğunda ömür boyu takip gerekmektedir. Ultrasonografi, BT ve MR tanı ve derecelendirmede kullanılan radyolojik incelemelerdir. Sistoskopi mesane kanseri tanı ve takibinde idrar sitolojisi ile birlikte altın standart yöntemdir. İdrar sitolojisinin duyarlılığı, yüksek dereceli tümörler için yüksektir. Ağrısız, makroskopik hematüri, en sık başvuru şikâyeti olmaktadır. İdrarda yanma, sık idrara çıkma gibi belirtiler bir uyarı olabilir ve dikkate alınmalıdır. Ayrıca ileri hastalığa işaret eden pelvik ağrı diğer görülen nadir belirtilerdendir. Erken tanı ve cerrahi ile tedavi mümkündür.

Testis kanserleri; Genellikle tek taraflı ağrısız testiküler kitle olarak, rastlantısal bir ultrasonografi bulgusu olarak veya testiküler travma sonrası gösterirler. 15- 35 yaş arası erkeklerde en sık görülen malign tümördür. Skrotal ağrı yüzde 20 hastada ilk semptom olarak görülebilmektedir. Epididimoorşiti taklit edebilmektedir. En sık Skrotal fizik muayenede kitle palpe edilmesi ile tanı konulur. Serum tümör belirteçleri testis kanseri prognostik göstergeleri olup tanıya yardımcı olur. USG, non-invaziv ve radyasyon içermediği için testis kanserinden şüphe edilen tüm hastalara yapılmalıdır. MR şüphe duyulan durumlarda ileri tetkik olarak kullanılabilir. Erken tanı ve hızlı tedavi kesinlikle hayat kurtarıcıdır".